Şu an Dergibi.com'un 1999-2010 Mart arasında yayınlanan arşiv içeriğine erişmektesiniz. Güncel siteye gitmek için lütfen tıklayınız!

  Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın Üye olun! 
Dergibi.com - ISSN 1303-6211    
• YAZARLAR  

Bugün:

DERGİBİ YAZARLARI
Yazıyorum, öyleyse varım!
Melih Bayram Dede
Karanlık Oda
Ferhat Ünlü
Sevgilim Hayat
Fadime Özkan
Mutsuzluk Oyunları
Ömer Sercan
Bilir Kişi
Hüseyin Akın
Mürekkep Lekesi
Suavi Kemal Yazgıç
Yazgı
Özlem Albayrak
Beriki Taraf
Orhan Karagöl
Söz Misali
Ali Ömer Akbulut
Mavi Kalem
Mehmet Aycı
Seyr-ü Sefer
Sefer Kayaoğlu
Vesselâm
Kâmil Doruk
Cem Vefa

KİTAPLIK
Derbesiye Günleri 1. Kitap, Hamit Can
Barbarları Beklerken - Edward W. Said Anısına, Hazırlayanlar: Müge Gürsoy Sökmen, Başak Ertür
Yağmur Yarası, Himmet Karataş
İyi İnsan Bulmak Zor, Flannery O'Connor
İkinci Hayvan, Murathan Mungan
Türk Romanı, N. Ziya Bakırcıoğlu
Yakup'un Beş İncili (Rahip Bahira'nın Sırrı), Yücel Kaya
Kötülüğün Sıradanlığı - Adolf Eichmann Kudüs'te, Hannah Arendt
Tek Kelimelik Sözlük, Ali Ural
Özgürlüğün Beyaz Taşları, Ayşe Hilal Öz
Daha fazla kitap için tıklayın!

MAVİ KALEM
Mehmet Aycı
MEHMET AYCI
mehmetayci
@mynet.com

Ankara yataklısı için bir reklam denemesi

Başlığı gördünüz ya, hemen söyleyelim, yazıyı okuduktan sonra “yolculukta uykuya çağrı” diye bir uzun metrajlı film projesiyle karşıma çıkıp, a, birader, oldu olacak şunun senaryosunu yazıver de tren filmlerine bir yenisini ekleyelim diyerek kapımı çalmanızdan korkarım; bari bu bir reklam filmi olsun, oynayacak makinist de, kondüktör de, hareket memuru da bulmaya dünden razıyız…

Demiryolları idaresinin “raylardaki beş yıldızlı” otel diye tesmiye ettiği Ankara Yataklısı bu övgüyü hak ediyor etmesine de, otel otel, tren trendir; benzetme aslını yüceltmekten başka işe yaramaz, tabir otelden ziyade “beş yıldızlı tren” olmalıdır. Bu da olmadı; iyisi mi biz denememizi yapalım, af edersiniz yazalım, ondan spot çıkaracak olan da, slogan çıkaracak olan da, çarpıcı/vurucu cümle çıkaracak olan da nihayetinde reklamcılardır.

Bilmeyen okuyucu için tanıtmakta fayda vardır; “Ankara Yataklısı” yahut “Yataklı Tren” namıyla maruf Ankara Ekspresi, haftanın her günü karşılıklı Haydarpaşa-Ankara arasında çalışan trendir. Ankara ve Haydarpaşa’dan kalkışı saat 22.00 olup, Ankara’dan Haydarpaşa’ya varışı saat 08.00, Haydarpaşa’dan Ankara’ya varışı saat 08.04’tür. Tren yerine göre 10 vagonu geçer; her vagonda 10 oda/kompartıman bulunmaktadır. Odalar iki kişiliktir; lavabosu, prizi, çalışma masası, askılığı, kliması, buzdolabı, ayakkabı dolabı mevcuttur. Buzdolabında çikolata, su ve meyve suyu bulunur. Lavabonun kenarında bez havlu askıda elinize amadedir. Çarşafları pırıl pırıldır. İki katlı ranzadan ilhamla yataklar üst üste açılır. Kapanınca kilitlenir. Alt kat yan yana iki koltuk haline gelir. Üst katın beygir kolanını andıran iki kayışla tavana sabitlenmesi ayakta uyurların, hareketli uyurların düşmemesi yahut yolcu psikolojisini bozmamaya yöneliktir. Ayakkabı dolabındaki bez terlik soyunup dökünürken işinize yarar. Lavabo kenarında ambalajı/kutusu tren amblemli minicik sabun bulunur. Yolcular bu sabunu kullanmaktan ziyade alırlar, evlerine götürürler. Masalarda demiryollarının seyahat/yol kültürü dergisi Rail Life’ın o ayki sayısı okumanızı beklemektedir. Yerler temiz, duvarlar temiz, ayna temiz, havlu temiz, masa temiz, her şey temiz oğlu temizdir. Her vagonda “yataklı kondüktörü” unvanlı bir demiryolu görevlisi, size yol göstermeye, varsa derdiniz dinlemeye, size yolculuk boyunca refakat etmeye memur ve mezundur.

Ey kardeşler, treni bana anlattırdınız, diline sağlık yazar kardeş diye beni başınızdan savmaya kalkarsanız, yandığınız gündür. Zira bu maddi bilgilerden sonra, “asıl film şimdi başlıyor” cümlesinden mülhem asıl deneme şimdi başlamaktadır.

Ha, unutmadan söyleyelim, her tarifeli trende Ankara Yataklısı’nın bir vagonu, anlayacağınız bir yataklı vagon bulunmaktadır.

Kış mevsimi içinizdeki küllenen yolculuk iştahı kabardığında, bütçeniz de elveriyorsa, ilk yapacağınız iş bileti pulmandan değil yataklıdan almak, evinizdeymişçesine seyahat etmektir. Elinizi çabuk tutmanız gerekir zira, yataklı tren de, yataklı vagona sahip trenlerin bu vagonları da “doluluk oranı” yüzde yüze yakın vasıtalardır; hevesiniz kursağınızda kalabilir. Hem, kış mevsimi lafın gelişidir; yataklı tren her mevsim emrinizde ve elinizin altındadır. Bileti internetten almak da elinizin altındadır.

Biletiniz elinizde, sizi peronda sabırla bekleyen, geç kalmışsanız sabırsızlıkla bekleyen trenin bilette kayıtlı vagona teşrif ederken, kapıdaki şık giyimli beyefendiye biletinizi vermeniz gerekmektedir. Size odanızı gösterecek, bavulunuz hacimliyse yahut ağırsa taşımanıza “demiryolcu yardımı”nda bulunacaktır.

Bavulunuz odanıza bırakıldı; paltonuzu astınız, cam kenarındaki koltuğa oturup trene son anda yetişenlerin, el sallayanların, mendil sallayanların, sahiden gülümseyenlerin, nezaketen gülümseyerek bir an önce gitsin diye peronda dikilenlerin, bunların arkasından treni peronu ve bekleyenlerin durumunu umursamadan geçenlerin ruh halinden yorumlar çıkarmak yahut çıkarmamak paşa gönlünüze kalmıştır. Gönlünüzü rütbelendiren bu satırların yazarı da nihayetinde arkadaşlarını uğurlamak için o peronda beklemiş, arkadaşlarınca uğurlanırken cam kenarında az önce anlattığım yüzlerin izlerini sürmüştür.

Tren düdüğünü çaldı, hareket memuru elindeki diskin yeşilini makinistin göreceği şekilde, Ankara’dan makinanın sağ, İstanbul’dan sol aynasına hitaben kaldırdı, teker döndü, raylar o dönüşe tıkırtıyla karşılık verdi, görüntü kaymaya başladı, hadi Allah kavuştursun, anlatılası yataklı yolculuğunuz başlamış demektir.

Ey yolcu şimdi, perdeleri çekip istediğini yapabilirsin, iyi yolculuklar demiyorum, diyorum da demiyorum, daha anlatacaklarım var, biraz karışık olacak, sen onları yapboz gibi ister bir araya getir, ister dağınık oku, sonuçta yolculuk senin yolculuk senin işin yazı benim işimdir. Beğenmezsen söyle, tren yolcusu hatırına çiğ tavuk yemesek bile sipariş yazı yazmaya hazır ve nazırızdır.

Masanızın raylı kısmın kendinize doğru çektiniz, dizüstü bilgisayarınızı açtınız, yataklıda seyahatin keyfine dair olmasa bile yola ve yolculuğa dair nefis bir deneme yazmanınız beklemek hakkımızıdır, bu benim işim değil derseniz, bir yazıcığa ne bileyim bir yolculuk günlüğü parçasına da gönlümüz razıdır.

Kompartımanı çok sevdiniz, canınız yemekliye geçmek istemiyor yahut başkasının elinden yemek yememek gibi bir hususiyetiniz var, takıntı dersem ayıp olur, işin ucunda müşteri memnuniyeti nanesi ekşimesin; evet, çantanızdan pasta, börek, çörek, sefer tası, her neyse, nevaleyi çıkarıp aheste ve afiyetle kendi odanızda tek kişilik ziyafet çekmeniz, etraftan, aman ne kadar obur yahut ne kadar iştahsız yemek yiyor, ne yaman tıkınıyor, ağzı da şapırdıyor üstelik nazarlarından muafiyetiniz için yataklı tren bire birin de fevkindedir.

Çantanızdan bilgisayar değil, yiyecek içecek de değil, kitap çıkardınız diyelim, her türlü okuma seçeneği bu sefer seçmeye muktedir paşa uzvunuzundur; oturarak okuyacaksanız bu suretle, yatarak okuyacaksanız o suretle, giyinip kuşanıp masada okuyacaksanız masada kitap okuma lüksü ancak ve ancak yataklı trende mevcut ve mümkündür. Hatta klasik bir hikâyenin giriş kısmını koltukta, gelişme bölümünü masada, sonuç bölümünü yatakta okuma zenginliği emrinize amade olup, keyif sizin keyfinizdir.

Odadaki personel butonuna basarak, azizim, bu çarşaf kırıştı, yok, su bana bayat geldi, değiştirelim lütfen diyerek yataklı kondüktöründen faydalanma ayrıcalığınız ayrıca bulunmaktadır.

Yataklı trende insanın “yatacak yeri olma güveni” vardır. Yemekli vagonda masayı donattırıp keyfinize baktıktan, kitabınızı okuduktan, internetten haberlere göz attıktan, ne bileyim, etraftaki masa sakinleriyle muhabbeti koyulaştırdıktan, kahverengileştirdikten, sonrasında son kahvenizi içtikten, hesabı paşa paşa ödedikten sonra, beş yıldızlı otel odasına çekilir bir edayla, hadi bana müsaade, vagon girişindeki görevliye, sabah uyandığımda bir sade kahve getirsinler diyerek odanıza/yatağınıza çekilmek ancak ve ancak yataklı yolcusunun sürebileceği dem-i devran bahsindendir.

Sabah katlığınızda erkekseniz tıraş olmak, bayansanız makyaj yapmak, cinsiyet bahsini geçelim, elinizi yüzünüzü yıkamak, dindarsanız sabah namazı için abdest almak, tuvalet hariç, suya ve aynaya taalluk eden hizmetlerinizi görmek için vagon sonundaki tuvalette kuyruk beklemeniz gerekmeyecektir. Odanızda kâğıt ve bez havlu, sabun ve ayna, hâsılı lavabo ve şürekâsı aman beni kullan diye gözünüzün içine bakmaktadır.

Bavulunuzu/çantanızı açıp, oyuncaklarınızı, hatta oyuncak trenlerinizi, kullanacağınız eşyaları, okuyacağınız kitapları, not alacağınız defter ve ajandaları, kalemleri, giysilerinizi, şarj cihazınızı, fotoğraf makinanızı, dizüstü bilgisayarınızı, uygun yerlere yerleştirmeniz, elbisenizi özenle asmanız, hatta sıkı durun ütü yapmanız, diyeceğim şu ki, yolculuk boyunca evinizdeki gibi bir “eşya düzeni” kurmanız mümkündür. Bu hususta çağrışımların suyuna kurban giderek meseleyi iç çamaşırı defilesine kadar getirmemek yazarın koyduğu sınırlamadır; tercih sizindir.

Odayı çekip çıktınız, aman bavul karışır mı, yok benim paltoyu yanlışlıkla biri giyer mi, ne bileyim ya çantam yanlışlıkla yabancı bir annenin eteğine yapışırsa gibi kaygılar bir yataklı yolcusu için lüzumsuz endişelerdir. Odada teksiniz ya, gece tatsız bir rüya gördünüz, ağaçtan düştünüz, yoksa bir uçurumdan ırmağa cup vaziyeti mi, karışık ve korkulu rüyalar gördünüz ve üst katta yatmaktan vazgeçtiniz diyelim, af buyun don gömlek yataklı kondüktörünü çağırıp, evlat, bana alt yatağı aç diyerek yatak değiştirme ayrıcalığınız rüya olmayıp hakikatin ta kendisidir.

Diyelim, Ankara’dan trene biner binmez uyumak ancak Eskişehir garını da gece gözüyle görmek istiyorsunuz, yapacağınız iş görevli arkadaşa beni Eskişehir’e varmadan on dakika önce uyandırır mısın ricasında bulunmak, sonrasında uykunun derinliğini serbest bırakmaktan ibarettir.

Uykunuz ağırsa, cep telefonunun çalar saatini kurmaya, sesini son ayarak açıp, annenize, anne, beni sabah altı buçukta uyandırana kadar çaldır demeye, ne bileyim keşke çalar saat alsaydım da onu kursaydım yazıklanmasına hacet yoktur; hangi saatte uyandırılmak istiyorsanız, tekrar oldu ama yine söyleyelim “yataklı kondüktörü” unvanlı ve tabii ki güler yüzlü tren memuru “uyandırma servisi” hizmetini de itina ile yerine getirmektedir.

Perdeler kapalı uyuma, açık uyuma, karanlıkta uyuma, solgun ışıkta ve ölgün ışıkta uyuma, karanlıkta perdeler açık uyuma, 25 derece hava sıcaklığında uyuma, klimayı sıfırlayıp ayazda uyuma ve her halükarda beyaz çarşafa sarınarak uyuma seçenekleriniz de yolculukta uyuma çeşitleri henüz müellifi bulunmayan “yazılmamış yataklı seyahat kılavuzu” adlı kitapçığın maddelerinden bir kaçıdır.

E, canım uyanın artık, yemekli de kahvaltı saati…

Ya da, e canım, uyanın artık, vapuru kaçıracaksınız…

7 Mayıs 2009

• Yazarın diğer yazıları...

E, Vardır Bir Miktar Heccavlığımız
Ankara yataklısı için bir reklam denemesi
'Burnumuz aşktan kanasın illa kan akacaksa'
Ne yapardım
Bir hikâyemiz olmalı...
Mendili işle yolla
Çevreciyim çevrecisin çevreci
Ak saçlı kuzgun
Bağa girdim üzüme
Tuttum aynayı yüzüme ali göründü gözüme
Yüksel
Buzdan Hayat (2)
Buzdan Hayat (1)
Başak*
Tırtıl
“Dura dura bayatlayan adalet yeter!”
An
Müntehir kelebek
Eller kınalı Meryem gözler sürmeli Meryem
Köydeki maymuncu
Ankara’nın taşına bak
Emelle görüşeceğim...
Haberciler ıskaladı…
Dört mevsim Afyon fotoğrafları
Camcının köpeği
Duş
Bir sahaf öldü diyeler
Sandalye-2
Kısrak mı kişniyor ne?
Gömü
Köpek
Bir gün gelir okurum
Ah bir vaktim olsaydı ne kitaplar okurdum
Bana ver ona verme
Bak hurdacı geliyor selam veriyor
Mesafe
Kitapçıda tanıştım
Kamera şakası
Yükümü tuttum kitaptan
Enkaz
Mademki ermenisin…
Ben kitabın sayfasına bakarım
Vesika
Adam
Çığ
Pulman…
Boşluk
El hâline bakıyoruz erenler...
Kamçısı gülden, üzengisi kekikten ve dahi bilmektedir neyi aradığını..
Üsküp'te Türkçe şiir ve Aliş'imin dağınık kaşları
Sıradan...
Fatma’m nerden öğrendin çarşaftan kol atmayı
Gelincikler
Size bir haberim var kırmızı bulutlardan
Sandalye
Haritanın en kahverengi noktası
Müsait değilim Mehmet Bey görüşmeyelim
Ekim devrimi
Ay dolandı yüce dağın ardına…
Ve iftar...
Derin köpük
Sıcaktan bunalınca…
Mehane Mukassi Görünür Taşradan Amma...
Küpemiz Nerde...
Mavi boncuk iyidir
Atmaca Zamanı
Suavi taş attı suya
Yarısı gece
Kar zamanı
Kedi zamanı
Deliliğin coğrafyası
Sis
Evlerinin önü zeytin ağacı…
Yıldız Avcısı…
Dere berrak ve çakıllar sayılıyor…
Zehirli ağaçlar albümü
Gece hasadı
Yürüme tutkusu
Yedi
Eylül
Hayat bir çinli Leyla
Su aşkı
Pazar ayini
Kırk
Ya ben öleyim mi söylemeyince
İnce ağrı aşısı
Uyku adası
Dört
Konuşma zamanı
Elliüç
Pencerede tül perde
Gökyüzüne bakınca
Alem nasıl görünür; yalnız aşk ehli bilir
Ölüm var kardeşlerim, gelin gülümseyelim
Çıldırmak güzeldir
Günlerin dünyası
Yazıya dair

| geri dön |

| yazdır |

| favorilere ekle |

| yukarı |


EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


DERGİBİ'Yİ TAKİBE ALIN
Facebook Twitter FriendFeed

  Ana Sayfa
  Kitap
  Dosya
  Röportaj
  Şiir
  Şiir Okulu
  Çeviri Şiir
  Öykü
  Haberler
  Deneme
  Yazarlar
  Dergiler
  Eleştiri
  Polemik
  Ajanda
  Gezi Notları
  Anketler
  Arşiv
  Blog Dergibi
  Arama Servisi
  Medya Dünyası

ARAMA SERVİSİ
Web Dergibi'de

KİTAP ARAYIN!



Alexa Rating

Başkalarına olduğu kadar kendimize de yabancıyız. - Montaigne

 Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog Künye | Basın Odası | Reklam | Gizlilik Politikası 


Dergibi'nin içeriği, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile korunmaktadır. Site içeriği, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Dergibi tüm katılımcılara açıktır. Ürün göndermeden önce Katılım Şartları'nı okuyunuz. Her türlü yazışma için Mesaj Formu kullanılmalıdır.

© 1999 - 2000 - 2001 - 2002 - 2003 - 2004 - 2005 - 2006 - 2007 - 2008 - Her hakkı saklıdır. - Dergibi
Blog Dergibi / Melih Bayram Dede / TechnoLogic / Medya Dünyası / Social News Turkey