| Şu an Dergibi.com'un 1999-2010 Mart arasında yayınlanan arşiv içeriğine erişmektesiniz. Güncel siteye gitmek için lütfen tıklayınız! |
| Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Üye olun! |
![]() |
![]() |
| • YAZARLAR |
Bugün: |
|
Şiire dair okuduğum ilk kitap İsmet Özel’in “Şiir Okuma Kılavuzu”dur. Orta 3.sınıftayım; resim, beden ve müzik derslerini saymazsak edebiyat dahil bütün derslerim zayıf. Şiir yazıp karikatürler çiziyorum. Dışarıyla irtibatımı sağlayacak en kullanışlı enstrümanlar bunlar. Bir yandan geceli gündüzlü şiir yazarken diğer yandan yazdığımın bana şiir olup olmadığını haber verecek bir şahit arıyorum. Bana yazdıklarımın gerçekten şiir olduğunu söylesin ve derin bir oh çekeyim. Bu duygular içerisinde heves çitinden atlayıp şiirde çıtayı aşmayı beklerken o hafta bir yayınevinin raflarında gördüğüm kitap beni ziyadesiyle heyecanlandırmıştı. “Şiir Okuma Kılavuzu” başlığını okur okumaz sanki raflar arasına sıkıştırılmış üç lamba aynı anda yanıp sönmüştü. Her ne kadar “Şiir Okuma Kılavuzu” yazsa da ben onu çoktan işime geldiği gibi okuyarak “Yazma Kılavuzu”na dönüştürüvermiştim. Bütün maksadım bana şiir yazmanın kestirme yollarını öğretecek incelikleri içeren bir kitapla tanışmaktı. Kitabı okuyup bitirdiğimde aradığımın bu olmadığını fark ederek hayal kırıklığına uğramıştım. Sonradan anladım ki bana hayal kırıklığı yaşatan şey meğerse ayağıma gelen nasipten başka bir şey değilmiş. “Okuma Kılavuzu” gerçekte şiir yazmanın ontolojik ön koşullarını öğreten yazmak denizine doğru akan bir ırmakmış. O gün bugündür okumayı hep yazmakla beraber düşünmüşümdür. Okumayı kapı önüne koyan yazarları bu yüzden ne anlarım ne de ararım. Herkes yazar olabilir; ama okuryazar olmak her yiğidin harcı değildir. Çünkü okuryazar olmak ciddi bir süreci gerekli kılar. Okumak derken sadece selülozik kâğıtlara dokunmayı kastettiğim sanılmasın. Evreni, olayları ve görüntüleri iyi tetkik edip hakkıyla yorumlayabilmektir okumanın aslı. Çevremizde okuduğu halde okuyamayan o kadar çok insan var ki. Bir kısmı da satırlar arasında cirit atıp at koşturmayı okumak sanıyor. Son zamanlarda bunun sürat motorları da piyasaya çıktı. ‘Hızlı okuma’ adıyla tozu dumana katan hız çağının bu doludizgin atlıları okumadan hâsıl olan bu kadar birikimi acaba nerelerde ve ne için harcıyorlar doğrusu merak ediyorum. Hızlı okumanın kursları olur da hızlı yazmanın olmaz mı hiç. Yurdun dört bir yanında son birkaç yıldır pıtrak gibi açılan yazar yetiştirme okullarına bakılırsa hızlı yazarlar hızlı okurları geçecek gibi. Belli kurs müddetince bu kurslara devam eden yazar adayları yazarlık yeterlik belgesi alıyorlarmış. Belge alsa ne yazar, demeyin sakın. Boşuna dememişler’ Bilmediğin anekdotu git mektebinde oku’ diye. Yazarlık mektebinden mezun olan yazar adaylarının ellerinde bundan böyle kapı gibi icazetname olacak. Evet, kitap hızla okuyucu ile yazar arasından çekiliyor. Yazarla okuyucu şimdi baş başa. Yazarlar yazar adaylarına şimdi kitapları anlatıyorlar. Elleri best gözleri longseller bay yazar sihirli değneğini dünya klasiklerini baştan sona okuyup hatmetmiş kalabalıkların üzerinde gezdiriyor. Kendinden bir şey bulaşsın diye uzun uzun üfürüyor yazdıklarını henüz yazar olmayanların üzerine. Ne demişler ‘Söz uçarsa yazarı/ İnsan ölürse mezarı kalır”. Görüyorsunuz ya okuyanın hissesine bir şey düşmüyor bu dünyada. Değil mi ki sadece pabuç değil aynı zamanda kitap da pahalı. Okuyucu, o ‘gidecek yeri olmayan adam’ nereye gitsin? Yine de en kısa mesafe yazarlık galiba. Hiç durmasın, alsın kağıdı kalemi yüreğini götürdüğü yere gitsin. Tabii yüreği varsa!
27 Şubat 2009
|
Alexa Rating
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||