| Şu an Dergibi.com'un 1999-2010 Mart arasında yayınlanan arşiv içeriğine erişmektesiniz. Güncel siteye gitmek için lütfen tıklayınız! |
| Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Üye olun! |
![]() |
![]() |
| • KİTAP |
Bugün: |
|
E-Posta: bilgi@dergibi.com Derbesiye, küçük bir sınır kasabası. Yazarın ilk çocukluk yıllarının geçtiği şirin belde. Sonradan adı Şenyurt olarak değiştirilmiş. Karşı tarafı Suriye. Kendine has, tarihi, kültürel ve sosyolojik bir yapıya sahip. Yazar, anlatı türünün tüm imkân ve şartlarını ustaca kullanarak, edebiyatımıza bu alanda örnek metinler kazandırıyor. 1960’lı yılların Derbesiye’sine ait mekân, kişi ve olayları sanatkâr duyarlılığı, akıcı üslubu ve nefis anlatımıyla okudukça, o yılları adeta yaşadığınızı hissedeceksiniz. Kitap, bir yönüyle de belgesel bir çalışma niteliği taşıyor. Kitapta, bugüne kadar yöreye ait pek dile getirilmemiş konular geniş bir perspektif ve objektif bir bakış açısıyla masaya yatırılıyor. Bu özelliğiyle de bu alanda çalışmalar yapacak araştırmacılar için bir kapı aralamış oluyor. Derbesiye Günleri, yedi bölümden oluşuyor. Araya bolca fotoğrafların da konulduğu kitabı, son 16 sahifeye yerleştirilen renkli resimler daha da zenginleştiriyor. Derbesiye Günleri’nde Hamit Can, Derbesiye’deki çocukluk günlerini anlatıyor ve köyünün kendi ruhunda meydana getirdiği güzelliği okuyucusuyla şu satırlarla paylaşmaya çalışıyor: “Hep tan vakti uyanırdım. Seher yıldızı göz kırpardı. Bakışlarımla ufkun pembeliğini gül şerbeti gibi içerdim. Bağdan bağa uçan narin kelebekler gibi güne başlardım. Sabah aydınlık bir levha; kuşluk, güneşin eliyle kurulmuş bir dekor ve öğle, ortadan açılmış şeffaf şirazeli bir kitaptı. Kuş cıvıltılarıyla şenlenen ikindi, ikinci bir kuşluktu. Yayıldıkça koyulaşan, kızıla çalan, alacalı ve süslü bir perde olan akşamsa, ötelere açılan pencerelerle dolu gece sarayının giriş kapısıydı. Öteler “öteler” denecek kadar uzak değildi.” KİTAPTAN: Derbesiye, çocukluğumun ilk yıllarının geçtiği şirin kasaba. Suriye'yle göz göze. Misak-ı Milli sınırları çizildiğinde dikenli tellerle ikiye bölünmüş, bir kısmı "hattın" öbür tarafında kalmış. Trenle yaklaşık yarım saatlik mesafedeki on-onbeş haneli ufacIk Gürpınar istasyonundan oraya taşındığımızda iki yaşındaymışım. Çarşıya Yakın, kerpiçten yapılma, bahçeli bir eve yerleşmişiz. Anlatacağım öyle çok mekan, kişi ve olay var ki, hangisinden başlayacağıma karar veremiyorum. Çünkü hepsi önemli ve hepsi ilginç. Yazdıkça beni bir heyecan sarıyor. Kalb atışlarım hızlanıyor. Nefes nefese kalıyorum. İçim, med-cezire tutulmuş, inen-çıkan, çekilen-kabaran denizden farksız. Hafızam, şimşek hızıyla parlayıp sönen hayallerle dolup taşıyor. Zihnim, anıların akınlarıyla allak-bullak. Gözümün önünden binbir renkli resimler akıp gidiyor. Derbesiye, sanki bir varmış, bir yokmuş. Tarihin herhangi bir noktasında sanki birileri bize bir masal anlattı. Biz de tatlı tatlı dinledik. Dinledikçe, evvel zamanın derinliklerine daldık. Olağanüstü yolculuklara çıktık. Develer tellaldı orada, pirelerse hammal. Ovalar, bahçeler, tarlalar; konuşan,duyan, gören, canlı varlıklardı. Nice yokuşlar aşıp, nice inişler indik ve az gittik, uz gittik; derken bir kuşluk vakti kendimizi rüyalardan kurulmuş bir beldede bulduk. Kuş cıvıltılarını dinledik. Hafif ve serin esinti, yüzümüzü gülümsetti. Güneşin altın sarısı ışıkları selamladı bizi. Duyduk.İçimizde, dışımızda bir dinginlik yüreğimizde bir ferahlık ki sormayın. Kendimizi usta bir ressamın fırçasından çıkmış eşsiz bir tablonun karşısında hissettik. Renklerin ahengiyle mest olduk. BASINDAN Derbesiye bir varmış Gazeteci-yazar Hamit Can'in ilk kitabı "Derbesiye Günleri" okuyucuyla buluştu. Mardin'in bir sınır kasabası olan Derbesiye'de geçen çocukluk günlerini şiirsel bir dille kaleme alan yazar, anlatı türündeki kitabının nostaljik bir çalışma olmadığına dikkat çekiyor Hatice Saka/Yeni Şafak Uzun yıllardır kültür, sanat, edebiyat ve düşünce alanında çalışmalara imza atan gazeteci-yazar Hamit Can'ın ilk kitabı "Derbesiye Günleri" okuyucuyla buluştu. Can, Erguvan Yayınları arasından çıkan kitapta, çocukluğunun ilk yıllarını geçirdiği Suriye ile sınır komşusu olan sevimli kasabayı taşıyor satırlarına. Babası demiryollarında görevli olduğu için geldikleri Mardin'in küçük ve şirin beldesi Derbesiye'de sekiz yıl geçiren Hamit Can, tren istasyonun Derbesiye'nin kalbi olduğunu söylüyor: "Tren adeta bizim kasabanın sembolüydü. Cengiz Aytmatov'un Gün Olur Asra Bedel'deki 'trenler gelir batıdan doğuya, doğudan batıya gelir-geçer bana' sözünü hatırlatır Derbesiye. Haydarpaşa'dan Bağdat'a giden yolcular başka dünyaların kapılarını açardı bize." SURİYE KARŞI MAHALLE Türk, Arap, Kürt pek çok farklı kültürlerin bir arada yaşadığı kasaba, Hamit Can'ı çok küçük yaşlarda okumaya ve yazmaya teşvik etmiş: "Derbesiye'nin hem sosyo-kültürel yapısı ve hem de doğal güzellikleri, hayal gücümü iyi yönde kullanmamı sağladı. O zamanda ister-istemez okumaya ya da gördüklerinizi yazmaya yöneliyorsunuz. O yaşlarda bir sınır kasabasında yaşadığımızın ayırdına varamıyorduk" diyen Can, Suriye'yi karşı mahalleleri gibi gördüklerini söylüyor. Doğu'daki birçok sınır belde ve kasabanın bir bütün iken Misak-i Milli sınırlarının çizilmesiyle birlikte yaşanan bölünmüşlüğün acısına dikkat çeken Can, kitabında sınır bayramlaşmalarına da geniş yer veriyor. DERBESİYE: GEÇİLEN YER "Geçit, geçilen yer" anlamlarına gelen Derbesiye, birçok yolun, hem de sel baskınların geçiş noktasıymış. O dönemlerde ticari açıdan canlı olan kasaba, şimdi kaderine terk edilmiş. Beldenin günümüzdeki adı Şenyurt. Hamit Can, bu kitapla Türkiye'deki Derbesiye'lere de dikkat çekmeyi amaçladığının altını çiziyor: "Sadece Mardin'in değil, her bölgenin bir Derbesiyesi var. İşsizlik sorununun yaşanmadığı, insanların birbirine güven ve saygılarının yaşatıldığı yüzlerce belde kaderine terk edildi. Bu kitapla insanların dikkatini bu topraklara çevirmek istedim. Bir şeyler yapmak için geç değil." Anlatı portrelerle devam edecek Derbesiye Günleri'ni kitaplaştırmaya devam edeceğini söyleyen Hamit Can, bundan sonraki çalışmalarında kasabanın tarihine, insan portrelerine ve 1960'larda yaşanan ve hafızalardan silinmeyen olaylara yer vereceğini ifade ediyor. Kitabın çocukluk hatıralarını barındıran nostaljik bir çalışma olarak görülmemesi gerektiğine vurgu yapan Can, ilk kez denediği anlatı biçimini kullanarak edebi bir çalışma ortaya çıkardığını söylüyor. 13.02.2010
|
Alexa Rating
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| İyi olmak kolaydır, zor olan adil olmaktır. - Victor Hugo |
| Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog | Künye | Basın Odası | Reklam | Gizlilik Politikası |
|
Dergibi'nin içeriği, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile korunmaktadır. Site içeriği, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Dergibi tüm katılımcılara açıktır. Ürün göndermeden önce Katılım Şartları'nı okuyunuz. Her türlü yazışma için Mesaj Formu kullanılmalıdır.
© 1999 -
2000 - 2001 -
2002 - 2003 -
2004 - 2005 -
2006 - 2007 -
2008 - Her hakkı saklıdır. - Dergibi |