Şu an Dergibi.com'un 1999-2010 Mart arasında yayınlanan arşiv içeriğine erişmektesiniz. Güncel siteye gitmek için lütfen tıklayınız!

  Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın Üye olun! 
Dergibi.com - ISSN 1303-6211    
• HABERLER  

Bugün:

  Yeni Haberler
  Haber Gönder!

Dergibi'de yayınlanan haberleri sitenize eklemek için tıklayın!

AJANDA
Türkiye'nin neresinde olursanız olun, Kültür-Sanat'la ilgili etkinliklerinizi bize gönderin, "Dergibi Ajanda"da yayınlayalım!

Neydi?

Sabahın erken saatlerinde Yeni Şafak gazetesinin internet sayfasında gördüm acı haberi.

Kelimenin tam anlamıyla donakaldım!

Neden sonra bana bunun yalan olduğunu söyleyecek birilerini aramak için telefona sarıldım.

Akif Emre'ye, abi, dedim, Hamit Can vefat etti!

Bekledim, bir şey desin; yalan desin; "Olur mu öyle şey?.." falan desin! Şehir dışında olduğunu söyledi; cenazeye katılamayacağının derin teessürüyle.

Ahmet Kekeç'i aradım sonra.

Kalakaldı. Kötü bir şaka olduğunu söyleyecek bir kelâm bekler gibiydi o da.

Cafer Turaç'ı aradım son bir gayretle.

Üzüldü... Sessizliğe gömüldü; "Amasya Mektupları"nın şairi.

Kamil'i aramak da geçti aklımdan.

Lakin "Antik Sevgililer"in yazarını arasaydım, "Hamit Can..." diyecek, devam edemeyecektim...

Çok değil, birkaç yaz önceydi.

Yeni Şafak'ın kantininde çayını yudumlayan Kamil Doruk'un yanına gittiğimde, "Tanışıyor musunuz?.." diye sordu, yanındaki adamı işaretle.

"Hayır..." dedim.

"Hamit Can..." dedi.

Demek üniversite yıllarından itibaren adını duyduğum, adı her geçtiğinde, "Diriliş"in yahut Sezai Karakoç'un da mutlaka anıldığı adam buydu.

Kamil kardeşim adımı telaffuz edince, "Hah..." dedi Hamit Can, gökte ararken yerde buldum vurgusuyla.

Mültefitti.

Yazılarım hakkında bir yığın övgü dolu cümle sarf etmişti. Utanmış; kulaklarıma kadar kızardığımı hissetmiştim.

Tanıdık repertuarımdan bol bol adam silip çöp tenekesine attığım bir dönemde, Atasoy Müftüoğlu üstadımızın "tanış olmak" hakkında yazdıklarının gönlüme tekrar düşmesine vesile olan bir adamla gıyabi tanışıklığımı vicahiye dönüştürmüş olmanın mutluluğunu alabildiğine hissetmiştim.

Yudum yudum, sindire sindire sürdürmeliydim bu tanışıklığı.

Ah nerden bilebilirdim bu kadar kısa süreceğini!

Çengelköy'de, İmam-ı Azam Camii'nin avlusunda toplanmıştık.

Mehmet Şeker'den Mustafa Cambaz'a, Kadir Demirel'den Hikmet Gök'e, Necat Çavuş'tan Nureddin Durman'a, Mustafa Karaalioğlu'ndan Levent Gültekin'e, Ali Bulaç'tan Selahaddin Sadıkoğlu'na, Ahmet Kekeç'ten Şaban Abak'a kadar herkes ordaydı.

İmam "Nasıl bilirdiniz?.." diye sorunca, Kamil Doruk'un cenaze namazı öncesi kulağıma eğilip söylediği bir sözün etkisiyle, "Asıl o bizi nasıl bilirdi?" sorusu aklıma geldi...

Mesut Uçakan'la yan yana mezarlığa doğru yürüdük.

Mezar hazırdı.

Kenara yığılan taze toprakla birlikte sahibini bekliyordu.

Bir yanıyla Arap, bir yanıyla Kürt olan ve bir yanıyla da bize Türkçe'yi öğreten "Derbesiye Günleri"nin yazarı demek burada yatacaktı.

Derbesiye'de iple çekilen sabah ezanlarının, demiryollarının, Toros Ekspresi'nin, sel baskınlarının, yazın damlarında yatılan kışın pencere önünde fetih hayallerine dalınan evlerin, bayramlarda "cıncık" oynayan çocukların, "Kızgın hindiyi, ağlayan bebeği, miyavlayan kediyi" taklit eden Hafız Mecid'lerin, yazlık sinemaların, evlerin saçaklarına yuva yapan kırlangıçların, sınırlarda bayramlaşan akrabaların olağanüstü tanığı kutlu yolculuğa çıkacaktı.

Üzerine taze toprak örtüldü.

Başucunda kocaman bir ağaç vardı.

Bu gönüller sultanı ağabeyimizin başucunda bulunmaya müşerref olan ağacın keyfine diyecek yoktu!

Yusuf Kaplan'ı, Hamit Can'ın oğlunun yüzünü sonsuz bir şefkatle avuçlarının arasına almış bir şeyler söylerken gördüğümde, o akşam vaktini hatırladım.

Gazeteden çıkmak üzereyken Hamit ağabeyle karşılaşmıştık.

"Nereye?.." dedi.

"İstanbul 2010 Avrupa Kültür Ajansı'nın açılış törenine gidiyorum abi..." dedim.

"Ben de davetliyim ama işim var..." dedi, "Görürsen Hayati Yazıcı'ya selam söylersin..."

Hayati Yazıcı ile ne işin olur dercesine yüzüne bakınca, yakın dostu olduğunu, vaktiyle çok ahbaplık ettiklerini falan söylemişti.

Genel Yayın Yönetmenimiz Yusuf Ziya Cömert dün hepimizin düşündüğü şeyi yazdı: "Şu dünyada doğru dürüst bir gün göremedi, bir rahat nefes alamadı Hamit. Bunu düşündüm..."

Bu dünyada "gün görmek" uğruna üçüncü sınıf yöneticilerin önünde kırk takla atanların yanında, bu dünyada "gün görmeyen" Hamit Can, devlet bakanına karşı bile nazenin bir müdanasızlık içindeydi.

Bu eda, bu klas duruş bir de rahmetli Nusret Özcan'da vardı.

Hamit ağabey "Seni öyle özledik ki..." başlıklı yazısında, Nusret Özcan'ın vefatından iki gün önce kendisine, "Cuma günü seninle konuşmak istediğim bir konu var..." dediğini nakletmişti.

Nusret Özcan Cuma günü vefat etti.

Nusret Özcan'ın mezarını ziyaret ettiğinde, Hamit ağabeyin şöyle dediğini mezkur yazıdan okuyoruz:

"Sevgili Nusretciğim, acaba Cuma günü benimle 'hangi hususi konuyu' konuşacaktın? Hani demiştin ya: Dostluğumuz ebedidir, öbür tarafta da devam edecek...Buna can-ı gönülden inanıyorum. Bu bir tarafa da Nusret ağabey, seni öyle özledim ki..."

Bu özlemin ateşi bir Cuma günü bitti.

Hamit Can'ımız Cuma günü vefat etti.

Çanakkale'de Sarıkamış'ta koyun koyuna yatan Arap, Kürt ve Türk'ü "Biz" yapan mananın ete kemiğe bürünmüş haliydi o.

"Bu bir tarafa da"...

Bu Nusret Özcan'ları, bu Hamit Can'ları birbirine bağlayan bağ neydi?

Yoksullukları, yoksunlukları; içlerine akıttıkları gözyaşları mı?

Bu dünyada bir gün görmemenin güngörmüşlüğü mü?

Neydi?(YENİ ŞAFAK - 15 ŞUBAT 2010)

Haber: Salih Tuna

16.02.2010

• Diğer haberler...

Tüyap Bursa'yı 3 günde 75 bin okur ziyaret etti / 03.03.2010
Bâbıâli Sohbetleri başlıyor / 02.03.2010
Bursa 8. Kitap Fuarı kapılarını açıyor / 24.02.2010
Rasim Özdenören'e saygı gecesi / 24.02.2010
Rıfkı Kaymaz vefat etti / 23.02.2010
Ülkü Tamer doğduğu ve büyüdüğü topraklarda / 19.02.2010
Yalnız bir adamın şiirleri / 18.02.2010
İşler yaş oldu Yaşar… / 16.02.2010
Güle güle Can ağabey! / 16.02.2010
Hamit Can ve Ali Murat’ın Gözyaşları / 16.02.2010

< Haber Ana Sayfası'na dön! >

| geri dön | | yazdır | | favorilere ekle |

| yukarı |

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

DERGİBİ'Yİ TAKİBE ALIN
Facebook Twitter FriendFeed

  Ana Sayfa
  Kitap
  Dosya
  Röportaj
  Şiir
  Şiir Okulu
  Çeviri Şiir
  Öykü
  Haberler
  Deneme
  Yazarlar
  Dergiler
  Eleştiri
  Polemik
  Ajanda
  Gezi Notları
  Anketler
  Arşiv
  Blog Dergibi
  Arama Servisi
  Medya Dünyası

ARAMA SERVİSİ
Web Dergibi'de

KİTAP ARAYIN!



Alexa Rating

Yazmasam deli olacaktım. - Sait Faik Abasıyanık

 Ana Sayfa | Editörden | Hakkımızda | Bize Yazın | Blog Künye | Basın Odası | Reklam | Gizlilik Politikası 


Dergibi'nin içeriği, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile korunmaktadır. Site içeriği, kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Dergibi tüm katılımcılara açıktır. Ürün göndermeden önce Katılım Şartları'nı okuyunuz. Her türlü yazışma için Mesaj Formu kullanılmalıdır.

© 1999 - 2000 - 2001 - 2002 - 2003 - 2004 - 2005 - 2006 - 2007 - 2008 - Her hakkı saklıdır. - Dergibi
Blog Dergibi / Melih Bayram Dede / TechnoLogic / Medya Dünyası / Social News Turkey